27 Temmuz 2026 Pazartesi

Aylin Özgür - ZAMANIN DOKUNAMADIKLARI


Saadet, öğretmen olduktan sonra doğduğu yerlere pek uğramaz olmuştu.
 Uzak değildi aslında; yolu düşse bir saatte varırdı. Ama iş güç, koşturmaca derken hep erteleniyordu o yolculuk.
Dönem tatiline girince de gitmek yoktu aklında. Derslerine hazırlanacak, eksiklerini tamamlayacaktı. Fakat gerekli bir evrak yüzünden mecburen düştü yollara. 
Annesinin ölümünden sonra babası yeniden evlenmişti. Saadet ne kadar karşı çıktıysa da dinletememişti kendini. Belki de bu yüzden uzak durmuştu o evden. Kırgınlık bazen mesafeden daha uzun sürüyordu.

Kapıyı çaldığında içini tarif edemediği bir huzursuzluk kapladı. Açılan kapı, eskiden “ev” dediği yerden çok uzaktı artık.
İçeri girer girmez üvey annesi göz ucuyla süzdü onu.
“Kalacak mısın bu akşam?” diye sordu.
Saadet kısa bir an durdu.
“Daha yeni geldim,” dedi, sesini zor tutarak. “Önce babamla konuşayım. Hem burası benim evim. Kalırım ya da kalmam, buna ben karar veririm.”
Kadın dudak büktü.
“Şimdiye kadar hiç gelmedin. İnsan merak ediyor… Neden geldin diye.”
Saadet derin bir nefes aldı.
“Aslında bir evrak için geldim,” dedi. “Gelmişken de birkaç gün kalırım diye düşündüm. Evrakın nerede olduğunu biliyor musunuz?”
Babası araya girdi. Sesi yorgun ama yumuşaktı.
“İyi ettin kızım, geldiğin iyi oldu. Postacı sabahları uğruyor zaten. 
Yarın gelince sorarsın. Sen yoktun diye bize bırakmamış.”
Kısa bir duraksama oldu.
“Sabah erkenden gelir,” diye ekledi, gözlerini kaçırarak.
Saadet, bu sözlerin ardında saklanan isteği hissetti.
Bu, “kal” demenin başka bir yoluydu.
İçinde bir şey yumuşadı. Belki de o evde kalmak için aradığı bahane tam olarak buydu.
“İzninizle odama geçeyim,” dedi.

Eşyalarının taşındığı odaya doğru yürüdü. Kapıyı açtığında bir an durdu. Burası eskiden kilerdi. Kavanozların, kışlıkların dizildiği yer…
Artık onun odasıydı.
İçeri girdiğinde, eşyaları dışında hiçbir şey tanıdık gelmedi. Oysa bir zamanlar her köşesi ona aitti bu evin. 
Şimdi anılar bile daha sıcak, daha canlıydı.
Yavaşça eski plaklarına uzandı. Tozlu kapakların arasından rastgele birini seçti. Pikaba yerleştirip iğneyi bıraktı.
Çıtırtının ardından tanıdık bir melodi odayı doldurdu.
Saadet gözlerini kapattı.
Bir anda geçmişe gitti. Eski odasına, annesinin sesine, yarım kalmış kahkahalara.
Başını ellerinin arasına aldı.
“Hayat…” diye fısıldadı. “Bizi nereden nereye savurdun böyle?”
Zaman geçmişti. İnsanlar değişmişti. Ev bile başka bir şeye dönüşmüştü.
Ama plaklar.
Onlar hâlâ aynıydı.
Sanki zaman onlara dokunamamıştı.
Gece yavaşça çökerken Saadet yatağa uzandı. Tavana bakarken evin içindeki sessizliği dinledi.
Bu sessizlik eskiden huzurdu, şimdi ise yabancı.
Ama o yabancılığın içinde bile bir tanıdıklık vardı.
Sabah erkenden kalkıp çocukluğunun geçtiği bahçeye uğramayı düşündü.
Belki de hâlâ değişmeyen bir şeyler vardı.
Tıpkı o eski plaklar gibi...
Her daim bir umut vardır 🍀



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Metin Özdoğan - BEN BENDEN GEÇTİKTEN SONRA

Sigara gibi yandıktan sonra Yaprak gibi sararıp soldukduktan sonra Beni sevsen ne olur Sevmesen ne olur Anlasan ne olur Anlamasa...