7 Temmuz 2026 Salı

İrem Alkuş - BU MUYDU AŞK DEDİKLERİ




Kapıyı iterek sıcak kafeye adım attım. Buz gibiydi hava buz… Sahi, ya hava soğuk diye gelmezse? Olur mu canım, bütün hafta bu günü beklemedik mi birlikte? İçeride herkesten uzak bir masayı gözüme kestirdim. Hemencecik gidip oturdum. Manzaranın bu tarafta geniş koruya baktığını bilirdim. Bu buluşmaya da bu yakışırdı doğrusu! 
Her seferinde nerden çıkardığına hayret ettiğim beziyle Nazan geldi yanıma. Elini hiç kaldırmadan masa temizleme yarışması olsaydı kesin kazanırdı. Hünerli elleriyle masayı silerken ‘Hoş geldiniz. Yine bekleyecek misiniz?’ dedi. Yine bekleyecek misiniz? Kırk yıllık emme basma tulumbalara taş çıkaracak şekilde salladım başımı. Ne yapalım her yerin bir delisi var, bu da bizimki der gibi içlenip gitti. İyi kız, hoş kız ama hiç anlamaz derdimden. Güzel de aslında ama kimseyi sevmemiş galiba daha evvel. Adam neme lâzım, döndüm önüme daldım korunun seyrine. 

Bundan beş ya da altı sene evveldi. Bir bayram alışverişinde görmüştüm onu. Annem pazarın orta yerinde durmuştu. Ters ters bakanlara inat ‘Ay ahiretliğim, ay benim bacım’ diye yeri göğü inlete inlete kadının birini şapur şupur öpüyordu. Ne oluyorsun yahu diyemeden annemin egemenliğinden kurtulan kadın da beni öpmeye başladı. Kendimi kurtardım da kurtarmaz olaydım. Kadının arkasında duran ve annesiyle pazara gelmiş olmaktan utanmıyormuş gibi görünen oğlana kaydı gözüm. Belki de utanmıyordu sahiden, ne bileyim. Annem hemen sayıp dökmeye başladı. Bu benim küçük kız, lisede okuyor, yarı zamanlı çalışıyor, benim diyen kız eline su dökemez bilmem ne de bilmem ne! Sanki kadının çok da umrundaydı annemin vitrinde sergiler gibi ballandıra ballandıra anlattığı kızı.

Neyse ki pazarcı abi bizi tezgâhın önünü kapatmak suçundan cezalandırdı da birbirimizden ayrılmak suretiyle evimize dönebildik. Elimdekileri mutfağa atıp odama kapandım. Oyy Allahım sana şükür diyen annemin sesi bıdırdamaya dönüştü. Sosyal medyanın büyülü gücüne kapılmışken gelen takip isteğiyle annemin kaldığı yerden devam ettim. Allahım sana şükür!
O günün üstünden beş sene geçti. Beş senedir her cumartesi günü buraya gelirim. Koruya bakarken tanışmamızı düşünür, hevesle beklerim. Demin gelen Nazan önüme sessizce bıraktığı kahveyle her sene olan ritüelimizi devam ettirir.

 Kahvemi içerken düşündüm. Sahiden bu sefer gelir miydi? Beş senedir gelmemiş ama belki işi çıkmıştır. Belki de ilişkimiz ortaya çıkınca ortalığı ayağa kaldıran ahiretliğin derdest edip evlendirdiği sevgilim evinden kaçamamıştır. Karısından, üç yaşındaki oğlundan fırsat bulamamıştır. Belki de… Belki de annem haklıdır. Seven adam başkasını almaz demişti. İçimdeki deli ses de kavuşamazsan aşk olur esas diye diretmişti. Leyla ile Mecnun gibi. Sahi bu muymuş aşk dedikleri? Ondan mı beni geride bırakmasına rağmen hâlâ onu beklemem?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Metin Özdoğan - BEN BENDEN GEÇTİKTEN SONRA

Sigara gibi yandıktan sonra Yaprak gibi sararıp soldukduktan sonra Beni sevsen ne olur Sevmesen ne olur Anlasan ne olur Anlamasa...