Ben hep gecelerin suyunda çoğaldım sen bilmeden aya fısıldadı ruhum.
Kimsesizliğin en ince yerinden sızan
bir ışık gibi yürüdüm kendime içime bilinmeyen diyarlara ruhuma.
Adımlarım kırık olsa da
hiç dönüp arkamdaki gölgeye yenilmedim.
Bilir misin sen,
benim içimde kimsenin dokunamadığı
uzun bir orman var kurak gözüken.
Oysa kimsenin bilmediği derinliklerde açar papatyalar ,
içimde, yağmurun kokusuna karışırım ben.
Ne zaman yorulsam
o ormana sığınırım.
Ay’la konuşurum sonra.
Göğün simli battaniyesine sarılırım
kalbimin taşan yerlerini anlatırım.
Her kırıldığımda
bir parça daha büyür içimdeki kadın;
çünkü beni ayakta tutan güç
hiçbir zaman dışarıdan gelmedi sanki.
Ben kendi küllerimi
kendi avuçlarımla topladım .
Ellerim üşümeyeli çok oldu sonra alıştı sardım kendim…
Yine de içimde,
en kırgın yerimde bile
sönmeyen bir kıvılcım taşırım
Beni yaralayan dünya kadar
iyileştiren bir tarafım da var.
Kimse görmez ama
ben bilirim bir de görünmeyen sırdaşım
Yaradana sığınırım ben
incindiğim yerden filizlenen
inatçı bir umut taşıyorum öyle adım gibi derinlerde
Karanlıklarda oluştum ben mucizevi bir şekilde.
Gün doğarken bazen
gözlerim bakar altın rengi koskocaman büyülü topa,
kalbim ağır olur bilir yüreğim.
Ama yine de ayağa kalkarım.
Çünkü ben,
kendim için savaşmayı
öğrendim.
Ve şimdi,
her nefesimde yeniden kuruyorum kendimi:
Sessizliğimden şehirler,
Papatyalar taşıdım o yollara…
kırılganlığımdan ışık yapıyorum.
Ben buyum işte
içine dönerek büyüyen,
düştükçe çoğalan,
kendi sesini kendi gecesinden çıkaran
bir kadın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder