17 Temmuz 2026 Cuma

Ezgi Karataş - SEÇENEKLERİN PRANGALARI

Alarmın sesiyle uyandığımda güneş çoktan doğmuştu ve işe geç kalmıştım. Üstümdeki ağırlığı atıp doğruldum ve odamın kapısının önünde onu gördüm. Üzerinde pijamaları ve elinde yastığı vardı. Gözleri kapalı olmasına rağmen beni izliyormuş gibi hissediyordum. Alarmım tekrar çalmaya başladığında onu düşünmeyi bıraktım. Onu düşünmek ve hayal etmek için ne zamanım ne de seçeneğim vardı. Çalışırsam ona ulaşabilirdim. Çalışırsam onu yaşayabilirdim.

Ayağa kalktım ve açık olan tek penceremi de kapatıp perdeyi sertçe çektim. Gömleğimi ve pantolonumu giydikten sonra kravatımı boynuma geçirip sıkıca bağladım. Kendimi ondan soyutlamak için elimden gelen tek şey kravatımdı.

İşim bittiğinde tekrar ona bakmak için kafamı çevirmeye çalıştım ama kumaş boynumu sıkıp hareket etmemi engellediği için önüme döndüm ve telefonumu alıp kapıya doğru yürümeye başladım. Etrafındaki hiçbir şeye bakmadan dümdüz yürüyerek odadan çıktım.

Mutfağa geçtiğimde boğazım susuzluktan kurumuştu. Dolaptan soğuk su aldım ve dolabın kapağını kapatınca onu gördüm. Rahat kıyafetler giymiş keyifle kahvaltı yapıyordu. Karnım guruldayınca ne kadar çok acıktığımı fark ettim. Birkaç lokma yemek için masaya doğru yönelmiştim ki telefonum tekrar çaldı ve dikkatimi dağıttı. Saate baktığımda çok geç kaldığımı gördüm ve elimdeki su bardağını bırakıp koşarak evden çıktım.

Sokağa çıktığımda ayakkabılarımın sıkılığı canımı acıttığı için geri dönüp değiştirmeyi düşünüyordum ki birisi omzuma çarptı ve telefonumu yere düşürmeme sebep oldu. Eğilip aldığımda açık ekrandan saate baktım ve eve dönecek zamanımın olmadığını görerek koşmaya başladım. Derin nefesler aldığım için boğazımı sıkan kravatımı biraz gevşetince etrafımdaki onlarca insanın benim gibi koştuğunu gördüm.

Bazıları okul çantasını zorlukla taşıyan öğrenciler, bazıları da o yolları geçmiş ve şimdi de bir yerlere yetişmeye çalışan insanlardı. Beni asıl şaşırtan bu insanlarımn arkasından onları takip edenler olmasıydı. Yanımdan koşarak geçen öğrencinin birkaç metre arkasından annesi ve babasıyla konuşarak keyifle yürüyen bir öğrenci geliyordu. Elinde dosya çantası, kulağında telefon olan somurtkan genç bir kadının arkasından kucağında bebeğiyle etrafa gülücükler saçan bir kadın geliyordu.

Durdum ve düşündüm. O zaman benim arkamdan kim geliyordu? Arkamı döndüm ve onu gördüm. Kolunda genç ve güzel bir hanım vardı. Gülerek sohbet etmelerine rağmen ikisinin de gözleri benim üzerimdeydi. Onlara doğru yürümek için atıldığında telefonum çalmaya başladı. Çift gittikçe bana yaklaşıyordu. Heyecanla yanıma gelmelerini bekliyordum ki az önce orada olduğunu görmediğim bir dükkana doğru yöneldiler. Tam o anda kadının belirginleşen karnını ve arkalarından gelen küçük çocuğu gördüm. İmrenerek yürüdükleri yollara baktım. Çalışırsam ona ulaşabilirdim. Çalışırsam onu yaşayabilirdim. Sanırım.

Derin bir nefes alıp ayağa kalktım ve tekrar koşmaya başladım. Hareket etmeye başlamamla birlikte kalabalığın arkasındaki diğer kalabalığı görmezden gelmek için oldukça çaba sarf etmem gerekti. Hepsinin arkasında yaşamak istedikleri benlikleri vardı. Asla ulaşamayacakları ama akıllarından da asla atamayacakları benlikleri.

Büroya nefes nefese girdiğimde masanın önünde iş verenimi görmek pek de şaşırtıcı olmamıştı. Azarlanmak için berbat bir gündü. Diğer günler gibi.

Önümdeki adam elindeki zarfı uzatınca hızla ben de elimi uzattım ve zarfı hayatım o kağıt parçasının içindeymişcesine sıkıca tutarak aldım. Fazladan yaptığım mesailerin ücreti mi yoksa geçen ay eksik verdiği maaşımın kalanı mıydı elimdeki?

Heyecanla zarfı açtığımda içinde gördüğüm kağıt kesinlikle beklediğim şey değildi. Açıp okuduğumda kravatım tekrar boynumu sıkmaya başladı. Bir daha geç kalırsam istifa edeceğime dair söz verdiğim bir sözleşmeydi bu. Masadan aldığım kalemle hızlıca imzalayıp müdüre gidecek dosyaların arasına koydum. İçinde mutlu bir çiftin bana gülümsediği fotoğraf olan eski çerçeveye baktım ve kendime hatırlattım. Çalışırsam on ulaşabilirdim. Çalışırsam onu yaşayabilirdim. Umarım.

Saatlerce çalıştıktan sonra işten çıkmama yalnızca bir saat kalmıştı fakat açlık benim sınırlarımı zorlayalı üç saati geçmişti. Mola vermek için oturduğum yerden kalktım fakat hemen ardından geri oturdum. Bir hedef tahtasıymışım gibi çalışanların hepsi bana yönetiyordu on saat çalışmanın verdiği öfke dolu bakışlarını. Üzerime yapışıyordu bakışlarının nefreti, suçlu hissetmeme sebep oluyordu gözleri.

Sonra onu gördüm. Yanındaki iş arkadaşlarıyla hiç çekinmeden, zorlanmadan ve rahatça sohbet ediyordu ikizimi. Onun neşe dolu gözlerini görmek gibi bir cezayı hak edecek ne yapmıştım ben?

Masamın üstündeki yıllar önce atmış olmam gereken çerçeveye baktım. Oradaydı. Gülümsüyordu bir zamanlar sabahları uyanma sebebim olan sevdiğim kadın. Eksik olan yanımı tamamlayacağını, beni düşüncelerimin esaretinden çekip kurtaracağını umduğum kadın. Maaşımdan dolayı babasının bana vermediği ruhumun sevgilisi.

Mesai saatimin dolduğunu belirten alarmım çaldığında aceleyle eşyalarımı toparlayıp sokağa çıktım. Cüzdanımı çıkarmış bir taksi gözlüyordum ki alışkanlıkla paralarımı kontrol ettim yan gözle. Sadece market alışverişine yetecek kadar vardı. Maaş gününü geçeli beş gün olmuştu fakat yeni paralarla dolu olması gerek cüzdanım hálá boştu. Yine.

Karşı kaldırımda onu gördüm. Ellerindeki kağıtları sallayarak kendi kendine gülüyordu. Bir taksi önünde durduğunda kağıtları fırlattı ve taksiye binerek uzaklaştı. Uçuşan kağıtlar ayağımın ucuna sürüklendiğinde merakla alıp okudum. Biri istifa, diğeri dolgun ücretli bir işe alım belgesiydi. Gıptayla az önce durduğu yere baktım. Çalışırsam ona ulaşabilirdim. Çalışırsam onu yaşayabilirdim. Belki.

Kağıtlara tekrar baktığımda ellerimde yoktular. Umursamadım ve etrafımdaki benim gibi umutsuzca yürüyen insanlara kayıtsız bir halde bakarak evin yolunu tuttum. Çaremiz de kurtuluşumuz da yoktu.

Eve vardığında saat oldukça geç olmuştu. Doldurmam gereken dosyaları da bitirip düzenledikten sonra mutfağa gittim ve buzdolabında kalmış son iki yumurtaya midem bulanarak baktım. Yiyecek farklı bir şeyim ve alışveriş yapacak param yoktu. Market için ayırdığın parayı da yolda karşılaştığım ev sahibime geciktirdiğim kira parası olarak vermek zorunda kalmıştım. Ne param ne de açlığımdan kıvranmamı engelleyecek dolu bir midem vardı.

Masamın üstündeki aylar önce kullanmak için aldığım ilaçlara baktım. Onları kullanmam demek farkındalığımı ve çalışırsam onlara ulaşabileceğime dair olan inancımı yitirmem demekti. Yolda gördüğüm onu ve kolundaki sevdiğimi düşündüm. Masanın yanına geldiğimde ne zaman ayağa kalktığımı bilemeyecek kadar düşüncelerime dalmıştım. İlaçlardan birer tane aldım ve yutup yatağa girdim.

Aylar önce onu görmeye başlandığım ve sabahları geç uyanmama neden olacak kadar güzel olan yere, rüyalarıma, dönmeden hemen önce farkındalığa ulaştım. Kurtuluşum ve bitişim olabilecek farkındalığa.

Çalışırsam ona ulaşabilirdim. Çalışırsam onu yaşayabilirdim. Yalan.

Her şey yalandı.

Onun gibi.

Olduğunu sandığım seçeneklerim gibi.

Özgürlüğüm gibi. 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Metin Özdoğan - BEN BENDEN GEÇTİKTEN SONRA

Sigara gibi yandıktan sonra Yaprak gibi sararıp soldukduktan sonra Beni sevsen ne olur Sevmesen ne olur Anlasan ne olur Anlamasa...